PSİKOLOJİK DESTEK HİZMETİ

Yıldız Teknik Üniversitesi (YTÜ) Öğrenci Dekanlığı, yeni tip koronavirüs (Covid-19) tedbirleri kapsamında üniversitelerin uzaktan eğitim sistemine geçmesinin ardından öğrencilerin bu sürece adapte olması ve uyum sağlaması için çevrimiçi (online) psikolojik destek hizmeti vermektedir.

Dünyayı etkisi altına alan koronavirüs salgını hayatın günlük akışını değiştirirken, eğitim sisteminde de bir dizi düzenleme yapılmasına neden oldu. Üniversitelerde 23 Mart'ta uzaktan eğitim sistemine geçilmesinin ardından YTÜ Öğrenci Dekanlığı, öğrencileri motive etmek ve sürece uyumlarına destek olmak amacıyla bilgilendirici elektronik postaları göndermeye başladı. Bunun üzerine öğrencilerden, uyku bozukluğu, iştah kaybı, ders çalışma, stres, kaygı, dikkat eksikliği ve motivasyon kaybı yaşadıklarına ilişkin elektronik postalar geldi. Öğrenci Dekanlığı da süreci yakından takip etme adına var olan psikolojik danışma yardım hizmetini çevrimiçi ortama taşıdı. Dekanlık, çevrimiçi psikolojik danışmanlık hizmetiyle uzaktan eğitim sürecine adapte olmaları ve derslerinden verim almaları için öğrencilere destek olmaya devam etmektedir.

Çevrimiçi psikolojik danışmanlık hizmeti, hafta içi bir kez kez 45-50 dakika, gerekli durumlarda haftada 2 veya 2 haftada 1 seans şeklinde 1 klinik psikolog ve 5 psikolojik danışman ile sürdürülmektedir. Ayrıca öğrencilerimize elektronik e-posta ile haftalık ruh sağlığı alanında ihtiyaçlarına yönelik psiko-eğitim niteliğinde makaleler gönderilmektedir. Bunun yanı sıra, öğrenci çevrimiçi görüşmeyi istemiyor ve sorunu e-posta üzerinden çözülebilecekse; önce danışanın sorununa yönelik özgeçmiş bilgisi alınmakta, sonra sorunu ve hedeflerini detaylıca tanımlamasını talep edilmektedir. Danışandan gelen bilgiler doğrultusunda, ona özgü içinde önerilerinde olduğu bir metin gönderilmektedir.

 

          Sevgili Öğrencilerimiz,

            İnsanlar olarak bizler, fiziksel ve psikolojik olarak oldukça dayanıklı organizmalarız. Vücudumuz birçok tehlike karşısında kendi kendini koruyabilecek güçte çalışıyor. Tarihin geçmiş sayfalarından beri savaşlar, doğal afetler, kitlesel göçler, kıtlıklar ve şiddetin türlü türlü halinden kurtulup bugünlere kadar var olmayı başardık. Ancak, zaferlerden nasıl etkilendiysek felaketler de bedenlerimizde ve ruhlarımızda izler bıraktı. Birebir yaşamasak bile, çevremizde yaşananları görerek de etkilenmemiz mümkün; çünkü “insan sadece kendi sonunu düşünen, kendisi için kaygılanan bir canlı değildir”. Gerek insan eliyle, gerek doğal ve teknolojik kökenli olayların sonuçları; bizleri doğrudan etkiler, ekonomik, fiziksel, sosyal ve çevresel kayıplar vermemize sebep olur.

            Dünya tarihinin alışkın olduğu, ancak bizler için beklenmedik bir durum olan pandemiyle yaşamaya başladık. Birçoğumuzun günlük rutinleri aniden ve beklenmedik ölçüde değişti. Bu süreçte çevremizde virüsten dolayı kaybettiğimiz insanlar olabilir, sevdiklerimizi kaybetmek riskiyle karşı karşıya kalmış ve panik içinde olabiliriz, kendi hayatımızı kaybetme ihtimali bizleri korkutuyor da olabilir. Yaşam bütünlüğümüzü tehdit eden, beklenmedik biçimde gelişen olaylara maruz kalınması veya bu olaylara şahit olunması bireylerde travmalara yol açabilir. Terör, doğal afetler, bulaşıcı hastalıklar, ekonomik krizler, ya da zorunlu göç gibi toplumsal travmalarla karşılaşılabileceği gibi şiddet, kazalar, işsizlik, yaralanma, ani ölümler, ayrılık ve boşanmalar gibi de kişisel olarak travma yaşantılarına maruz kalabiliriz. Psikoloji bilimi, tüm bunlara travma diyor ve travmalar, beynimizde ve bedenimizde izler bırakan yaralarımızdır.

            Travmatik yaşantıları olan kişiler için, bu yaralar katlanılmazdır. Bu yaşantılardan çok uzun bir süre sonra bile, en ufak bir tehlike karşısında travmadan sonra beynimizde oluşan bozulma izleri stres düzeyimizin artmasına sebep olur. Travmatik yaşantılara sahip kişiler olayları anlamlandırmakta zorlanır, kontrolden çıkmış bir halde olduklarını düşünürler. Tüm bunların sebebi, beyin yapısındaki bozulmalardır. Beyin yapısındaki nörobiyolojik farklılaşma duygusal, zihinsel, fiziksel ve davranışsal etkilere sebep olur. Travma yaşantısının ardından bireyler kendilerini çaresiz, suçlu, değersiz hissedebilirler. Pişmanlık, güvensizlik yaşayabilir; bazen de tamamen hissizleşebilirler. Bu kişilerde dikkat dağınıklığı ve unutkanlık görülebilir; kişi, travmaya sebep olan yaşantısını inkar edebilir ya da hiç hatırlamayabilir, kendini rüyada zannedebilir. Bunlar, travmanın zihinsel etkileridir. Fiziksel olarak, baş ve göğüste ağrılar, nefes daralması, yorgunluk, ağızda kuruluk, uyku ve yeme problemleri görülebilir. Tüm bunlara ek olarak davranışsal değişimler de görülür. Travma sonrası içe kapanma, çok ağlama, ya da madde kullanımına başlama gibi olumsuz başa çıkmaya bireyler yönelebilir ve aşırı uçta tepkiler sergileyebilir. Bu tepkiler, travmatik yaşantının hemen akabinde ortaya çıkabilir ve zamanla yoğunluğu azalarak tamamen yok olabilir. Bazen de travmatik yaşantının üzerinden 1 ay geçtikten sonra bile aynı yoğunlukta devam edebilir. Kişilerin yaşam faaliyetleri olumsuz etkilenebilir. Örneğin işe/okula gidememe, temel ihtiyaçlarını karşılayamama, olayın yaşandığı yerlerde bulunamama, sürekli kaçma gibi…      

 

Travmatik yaşantılarla baş etmek, beynin işleyişini tekrar değiştirmekle mümkündür. Travmaya bağlı psikolojik sorunların tedavisinde ilaç ve psikoterapi desteği yaygın olarak kullanılır. Toplumsal travmatik yaşantıların ardından yapılan psikososyal destek çalışmaları travmatik yaşantılarla baş etmede oldukça etkilidir. Profesyonel desteğin yanı sıra, bireyler kendileri de travmatik yaşantıyla baş etmeyi kolaylaştırmak için aşağıdaki önerileri uygulayabilirler.

·    Geniş sosyal destek kaynaklarına sahip bireyler, hastalığa ve özellikle de travma ile ilişkili psikolojik sorunların ağır formlarını yaşamaya daha az eğilimlilerdir. Bu sebeple, sosyal destek alabileceğiniz, aile ve arkadaşlarınızla olabileceğiniz online veya yüz yüze etkinliklere katılabilirsiniz.

·    Yaşamınızın kontrolünün sizde olduğunu ve geleceğinizi sağlıklı kararlarla şekillendirme gücünün elinizde olduğunu hatırlayın. Geleceğe yönelik planlar yapın. İçinde bulunduğumuz pandemi özelinden örnek olarak, karantinadan sonra neler yapmak istediğinizi düşünün ve planlar yapın.

·    Yapmaktan keyif aldığınız aktivitelere yönelin. Dans etmek, egzersiz yapmak, kitap okumak veya yemek yapmak gibi sizi eğlendirecek, zihninizi dinlendirecek ve fiziksel etkinliğinizi arttıracak hobiler deneyin.

·    Duygularınızı bastırmayın, onları ifade edin. Doğru tespit edilen ve uygun ifade edilen duygular, tepkisel davranışlarımızın önüne geçer.

·    Duygularınızı düşüncelerinizi yazarak, çizerek, boyayarak, masallaştırıp anlatarak ifade edin.

·    Yaşadığınız travmatik olay her neyse, hazır hissettiğinizde konuşmaktan ve anlatmaktan çekinmeyin. Güvendiğiniz yakınlarınızla travmatik yaşantınızı, yaşantınıza dair düşündüklerinizi ve hissettiklerinizi paylaşın.

 

Psikolojik destek veya herhangi bir sorunuz için bizimle iletişime geçebilirsiniz:

odek@yildiz.edu.tr

Sağlıklı günler dileriz.

 

Yıldız Teknik Üniversitesi Öğrenci Dekanlığı

 

Değerli Öğrencilerimiz;

Birkaç hafta önceyi düşündüğümüzde bir koşuşturma içerisindeydik. Üniversite hayatımız, arkadaşlarımız, hobilerimiz, bulunmaktan hoşlandığımız mekanlar ve diğer sorumluluklarımız derken zaman belki yoğun fakat ağrısız bir şekilde geçiyordu. Ailelerimizle bu kadar fazla zaman geçirmiyor; ertesi gün ne yapacağımızı bazen detaylı bir şekilde planlayıp bazen de kabataslak düşünüp uykuya dalıyorduk. Fakat korona virüs sebebiyle şu an hepimiz evlerimizdeyiz. Pandemiden önceki hayat düzenimizden daha farklı bir düzende yaşıyor; aile üyeleriyle daha fazla zaman geçiriyoruz. Bu durum ruh halimize de yansıyor. Kimimiz evde kalmaya daha kolay uyum sağlamışken kimimiz bunu yapmakta çok güçlük çekiyoruz, kısacası farklı tepkiler veriyoruz. Her halükârda bu süreci olabildiğince verimli ve dingin bir şekilde geçirmeyi istiyoruz/çabalıyoruz. Evde kalma sürecinde yaşamınızı planlamada bazı ipuçlarını paylaşarak siz değerli öğrencilerimize destek olmak istiyoruz:

1. Sağlıklı bir şekilde beslenmeniz ve egzersiz yapmanız hem bağışıklık sisteminizin güçlenmesi hem de kendinizi dinç hissetmeniz konusunda yararlı olacaktır. Yediğimiz besinlerin içeriği ve belirli bir yeme düzenimizin olması sağlıklı beslenmemiz için önemlidir. Evdeyken çok fazla enerji harcamamız gerekmediğinden karbonhidrat ağırlıklı beslenmemeniz önerilir, bunun yanında rafine şeker içeren ürünler de tüketmemeniz faydalı olacaktır. Bol bol sebze ve meyve tüketebilirsiniz. Proteinli gıdaları da düzenli bir şekilde tüketmelisiniz. Bu dönemde açık hava sporlarını yapamayabiliriz, spor salonlarına gidemeyebiliriz, yaşadığımız yer, rahat ve geniş bir şekilde spor yapmaya elverişli olmayabilir. Fakat yine de koşullarınıza uygun bir biçimde egzersiz yapmayı ihmal etmeyin. Bu, hem kendinize zaman ayırdığınızdan dolayı size iyi gelecektir hem de spor yaptığımızda salgıladığımız hormonlar sayesinde daha mutlu ve dingin hissedebilirsiniz.

2. Düzenli uyumanız da kendinizi sağlıklı ve güçlü hissetmeniz için önemlidir. Geceleri uyumaya, uykuyu gündüze bırakmamaya ve günlük uyku ihtiyacınızı karşılamaya dikkat etmelisiniz.

3. Kişisel bakımınızı ihmal etmemeniz de kendiniz iyi hissetmenizde yararlı olacaktır. Temizliğinize özen göstermeniz, rahat ve içinde mutlu olduğunuz kıyafetlerinizi giymeniz, yüz yıkamak, diş fırçalamak, duş almak gibi rutin alışkanlıklarınızı devam ettirmeniz kendinizi daha huzurlu ve ferah hissetmenize yardımcı olacaktır.

4. Günlük rutininize kitap okumayı da ekleyebilirsiniz. Yıllardır okumak isteyip de bir türlü okuyamadınız bir yazarı, şairi belirleyip onun yazılarını, eserlerini okuyabilirsiniz.

5. Bir film listesi oluşturup belirlediğiniz filmleri izleyebilirsiniz. Bu listeyi oluştururken arkadaşlarınızdan yardım alabilirsiniz. Hatta birkaç kişi birlikte bir liste oluşturup daha sonra izlediğiniz filmler üzerine tartışabilirsiniz.

6. Yaşadığımızın fiziksel bir izolasyon olduğunu sosyal bir izolasyon olmadığını unutmayın. Arkadaşlarınızla dertleşmeyi, kaygılarınızı, duygularınızı paylaşmayı ihmal etmeyin. Bunun yanında bireysel kalıp kendinizi, isteklerinizi, hayattan beklentilerinizi, güçlü yanlarınızı, hayattaki başarılarınızı, çıkardığınız dersleri de düşünmek için zaman ayırın. Bunu yaparken kendinizi suçlayıp yargılamamaya özen gösterin.

7. Bu süreci herkes farklı şartlarda farklı şekillerde ve ruh hallerinde geçiriyor olabilir. Evde yaşadığınız kişilerle anlaşamıyor, onlara çok öfkeleniyor, engellendiğinizi hissediyor olabilirsiniz. Bu süreçte mümkün olduğunca anlayışlı ve paylaşımcı olmak evin içindeki refahı artıracaktır. Evdeki bireylerin ihtiyaç ve isteklerini dikkate alıp, kendi istek ve ihtiyaçlarımızı da açıkça ifade etmelisiniz.

8. Saatlerce haber izlememelisiniz. Bu durum sizin kaygı durumunuzu artırabilir. Günde 1-2 saat haber izlemeniz Türkiye’de ve dünyada olanları takip etmeniz için yeterli olacaktır. Ayrıca haberlere ulaştığınız platformların da güvenilir olmasına dikkat etmeniz, bilgi kirliliği olmaması açısından önemlidir.

9. Günlerinizin nasıl geçtiğini anlamıyor, günlük olarak yapmayı planladığınız işleri, etkinlikleri yapamıyorsanız bir “Yapılacaklar Listesi” oluşturabilir, yaptığınız her işin karşısına tik atabilirsiniz.

            Yukarıda maddeler halinde yer alan öneriler sizin ihtiyaçlarınıza, ilgilerinize, yeteneklerinize, beklentilerinize ve ev şartlarınıza göre çeşitlenebilir. Fakat öneriler birkaç önemli anahtar kelimeyle özetlenebilir:

Sağlıklı beslenme ve fiziksel aktivite

Sosyal ilişkilerin online platformlarda devam etmesi

Verimli geçirilen bireysel zaman

 

            Unutmayın ki zor bir süreç yaşıyor da olsak hala hayatımızın kontrolü bizim elimizdedir. Bu süreçte çok verimli olmanız, büyük işler başarmanız, hayat normal rutinine döndüğünde bambaşka bir insan olmanız gerekmiyor. Sadece kontrol duygusunu hissedin ve var olan şartlarla daha mutlu nasıl olabilirsiniz bunun planlamasını yapın.

Stresten değil başa çıkamamaktan korkun!

Sağlıcakla kalınız.

 

Psikolojik destek ve sorularız için: odek@yildiz.edu.tr

 

                                                                                                                     

YILDIZ TEKNİK ÜNİVERSİTESİ

 

ÖĞRENCİ DEKANLIĞI

 

Değerli öğrencilerimiz,

 

Covid-19 virüsünün etkilerinden biri de eğitimde ‘Çevrimiçi Eğitim’e geçilmesi oldu. Üniversite eğitimi, gelecekle ilgili hedefleriniz için belli bir basamak iken; bu hedeflere ulaşmak için başarmak; başarmak içinse derslerinizi takip etmek, anlamak, ders notlarını edinmek ve sınavlarda yüksek/yeterli notlar almak gibi küçük basamakları tamamlamanız gerekmekte. Hedeflerinize ulaşmak için bu sisteme adapte olmak işin temeli gibi görünüyor. Ancak bir taraftan uzaktan eğitim için gerekli bilgisayar, internet gibi teknik ekipmanların eksikliği, ders programlarının zamanı ve planı, sınıf içindeki etkileşimin olmaması, sosyal ortamın getirdiği motivasyonun eksikliği, kaynaklara kolayca erişememe, eğiticinin benimsediği yöntem, eğiticinin motivasyonu ve kolayca soru soramama gibi dışsal kaynaklı sorunlardan öğrencinin motivasyonu düşerken; diğer taraftan salgının olumsuz psikolojik etkilerinden (Örneğin travmatize olmuş olabilir ve derslere karşı ilgi kaybı yaşıyor olabilirsiniz.) dolayı derslerinize karşı motivasyon sağlayamıyor olabilirsiniz.

 

Bu metin, psiko-eğitim niteliğinde olup kendinizde olup bitenleri anlamak belki yoklamak ve çevrimiçi eğitime uyum sağlamada zorluk yaşayanlara bazı tavsiyeleri içermektedir.

 

Dikkatim hemen dağılıyor!

Derslerinizi takip etmekte zorlanma, tezinizi yazamama, ödevlerinizi ya da projenizi yapamama/tamamlayamama gibi eğitim ve öğretim alanında sorunlar yaşıyorsanız, yaşamınızın diğer alanlarında da sorunlar yaşıyor olabilir ve bunu eğitsel alanlardaki görev ve sorumluluklarına öncelik verdiği için fark etmemiş olabilirsiniz. Örneğin bunlarla birlikte iştah ve uyku sorunları, vücudunuzda ağrı- uyuşma (mide sorunları, baş ağrısı, alerjik sorunlar gibi) fizyolojik yakınmalar, birlikte yaşadığınız kişiler ile ilişkisel sorunlar, daha önce zevkle yaptığınız bir hobiye karşı ilgisizlik ya da tamamlayamama, hatta izlediğiniz film ve dizilere karşı odaklanmada zorluklar yaşıyor olabilirsiniz. Benzer şekilde online takip edilen bir derse karşı da 15-20 dakika sonra dikkat kaybı ve ardından motivasyonda azalma yaşayabilirsiniz.

 

Normal bir dönemde değiliz! İçinde bulunduğumuz dönemi normalleştirmeye çalışmamalıyız. Ruh sağlığı çalışanları, Covid-19 virüsünün kişideki ruhsal etkilerine müdahalede, afet ruh sağlığı ve krize müdahalenin çalışma prensiplerine göre çalışmaktadırlar. Çünkü Covid-19 enfeksiyonu da deprem gibi savaş gibi travmatize edici etkilere sahiptir. Bu yüzden hepimizde şuanda stres düzeyi normalde olduğundan fazladır. Salgının olumsuz etkilerinden kaçmak ya da korunmak için vücudumuz otomatik olarak stres düzeyini artırmakta. Bu aşamada stresin artması normaldir. Ancak stres artmaya devam ederse kişi için yararlı olmaktan ziyade vücudumuzda bazı mekanizmalara zarar vermeye başlar. Bu yüzden bilişsel fonksiyonlar zarar görür; dikkatinizi derste sürdürememek, okuduğunu hemen anlayamamak, hatta akşam yenilen yemeği hatırlayamamak, eşyaların yerini unutmak gibi odaklanma, dikkat ve hafıza sorunları yaşayabilirsiniz. Salgının psikolojik etkilerinden olumsuz etkilenmiş olabilir ve motivasyon sorunu yaşıyor olabilirsiniz. Kendinizde benzer belirtilerin olduğunu düşünüyorsanız odek@yildiz.edu.tr adresinden yardım talebinde bulunabilirsiniz.

 

 

 

 

Çevrimiçi eğitime uyum sağlamak ya da daha etkin ders çalışmak için ne yapmalıyım?

 

Çevrimiçi eğitime bakış açınız nedir? Yapılan araştırmalar bakış açınızın başarıda etkili olduğu sonucunu gösteriyor. Çevrimiçi eğitime karşı olumsuz bir bakış açınız varken derslere karşı motivasyonunuz azalabilir. Şimdilik bakış açınızı ‘Normal şartlarda seçeneklerim varken geleneksel eğitimi tercih ederim; ancak şuanda şartlar farklı ve eğitimime bu şekilde devam etmeliyim.’ gibi esnetebilirsiniz.

Özel bir çalışma alanınız olsun. Her ortamda ders çalışırım demeyin; yeni şeyler öğrenmek ciddi bir odaklanma ve dikkat gerektirir. Sessiz, düzenli, dikkat dağıtmayan ve her zaman kullanıma hazır yeriniz/odanız ile ortamınızın çalışma rutininizi etkinleştirdiğinden emin olun. Belli bir rutin oluştuğunda aynı evde yaşadığınız diğerlerinin de ders saatlerinizde sizin sınırlarınızı ihlal etme olasılığı azalacaktır.

Hedef oluşturun. Hedefler çevrimiçi öğrenme sırasında motivasyonunuz düştüğünde sizi güç verecektir. Amaçlarınız küçük adımlardan büyük adımlara doğru ve rasyonel olmalıdır.

Planlı ve organize olun. Çevrimiçi eğitim ile başarılı bir şekilde öğrenmek için zaman ve programa uymak önemlidir. Zamanı, dersleri, ödevleri, diğer faaliyetlerinizi ve yorgunluk durumuzu düşünerek plan yapmalısınız. Molaları ne zaman vermeli ve ne kadar vermeli gibi soruların cevabı için kendini iyi bir şekilde analiz etmelisiniz. Kişisel zamanınız ile ders çalışma programınızı entegre etmelisiniz.

İhtiyacınız olduğunda soru sormaktan çekinmeyin. Eğitici ve sınıf arkadaşlarınızı tanıdığınız için sorunuzu sınıftaymış gibi düşünerek kolayca sorunuz. Ayrıca çevrimiçi eğitimin getirdiği bir sorun olan etkileşim sorununu da aza indirmiş olacakınız. Online yapılan eğitimlerde bir öğrenci sisteme dahil oldukça başarılı olduğu bulunmuştur. Sizin soru sormanız monotonluk yerine etkileşime kapı açacaktır.

Enerjinizi yüksek tutun. Bazıları yiyecek ve içecekler ile bazıları mola ile bazıları ise zor bir problemi çözerek enerjik hisseder. Sizin enerjinizi neler yükseltiyor? Kendinize ödüller verin.

Çevrimiçi öğrenme için kullandığınız programa hakim olun. Teknik imkanların ve motivasyonun uzaktan eğitimde etkisi yapılan araştırmalarla kanıtlanmıştır. Teknik sorunlar yaşarken stres seviyeniz artar ve motivasyonunuz düşebilir.

Stres ve kaygılarınız arttığında paniğe kapılmayın. Öncelikle yaşadığınız salgınla ilgili tüm sorunları sadece siz, tek başınıza değil birçok insanla birlikte yaşamakta olduğunuzu kendinize hatırlatın. Gün içerinde sık sık kendinize ‘Şuanda ne hissediyorum?’ sorusunu mutlaka yöneltin. Duyguyu tanımlayamadığınızda betimleyebilir hatta onu resmedebilirsiniz. Sonra duyguyu tanımladığınızda o duygunun sizi hangi motivasyona yönelttiğini fark edin. Bazen yetersizlik inançları derslere karşı motivasyon kaybına neden olabilir.

Ders çalışırken ya da çevirim içi ders esnasında stres ve kaygılarınız arttığı için motivasyon sorunu yaşıyor olabilirsiniz. Bunu fark ettiğinizde zihninizde bir kutu oluşturun. Sorunu kutunun içine koyarak uygun zamanda kutudan çıkaracağınızı ve onunla ilgileneceğinizi kendinize söyleyerek o anda derse odaklanın. Uygun zamanda kutunuzu açın ve sorununuzla ilgilenin.

Motivasyon sorununu her derste mi yoksa bazı derlerde mı yaşıyorsunuz? Kriz durumlarında (Covid-19 pandemi) birey kendisini güvende hissetmek ister. Motivasyon sorunu yaşadığınız derste güvensiz hissediyor olabilirsiniz. Sizi bu duyguya iten nedeni bulmalısınız. Dersin içeriği, anlaşılamama, eğitmen ya da başka bir neden olabilir. Güvende hissetmelisiniz.

Kendinizi diğerleri ile kıyaslamayın. Birey biriciktir. Olaylar aynı olsa bile olayları algılayış biçimimizin farklıdır. Sosyal medya ya da televizyonda salgınla ilgili programlar ve kişiler, hatta çevrenizdeki eş, dost, arkadaşlarınız stresinizi artırabilir ya da kendinizi umutsuz, yetersiz hissettirebilir. Kimin ve neyin size nasıl geldiğini fark edin.

 

Tüm bunlar dışında ilk başta bahsettiğimiz teknik ekipmanların yetersizliği, ders programlarının zamanı ve planı, kaynaklara kolayca erişememe, eğiticinin benimsediği yöntem, eğiticinin motivasyonu gibi dışsal nedenlerden kaynaklı motivasyon kaybı yaşıyor olabilirsiniz. Böyle durumlarda soruna odaklanmak yerine çözüme odaklanın. Geçici bir dönemde olduğumuzu ve hedeflerimize ulaşmak için çevirimiçi eğitimin bir araç olduğunu kendimize ifade etmeliyiz. Ayrıca bize hizmet verenlerin de bu dönemi bizimle eşgüdümlü olarak yaşadığını hatırlamalıyız. Ne kendimizden ve başkalarından fazlasını talep edelim ne de kendimizi ve çevremizdekileri ihmal edelim,

 

Sağlıcakla,

                                                          

Öğrenci Dekanlığı

 

Değerli Öğrencilerimiz,

 

Uyku fizyolojik bir ihtiyaçlardan birisidir ve ihmali durumunda bir takım sorunlar ortaya çıkabilir. Diğer taraftan uyku, zihinsel bir ihtiyaç da olduğu için mahrumiyetinde psikolojik süreçler olumsuz etkilenebilir. Örneğin uyku düzensizliğine bağlı depresyon geliştirmesi gibi. Ayrıca bugün yapılan nöropsikolojik araştırmalar yeni öğrendiğimiz bilgilerin bir kısmının belleğe kodlanmasının uyku esnasında gerçekleştiğini ortaya koymuştur. Uykuyu tüm bunlarla birlikte düşündüğümüzde; uykunun bedensel ve ruhsal bağışıklık için temel işlevi olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır.

 

Uyku sorunun nedenleri ne olabilir?

 

 Ses, ışık, sıcak-soğuk, yatağın rahatsız edici olması, çalışılan işin koşulları, ev ortamı gibi dış uyaranlar; kaygı, stres, ilaçlar, alkol, madde kullanımı, aşırı kafein tüketimi, tıbbi bir hastalık, gece yemeleri gibi nedenlerin yanında ruhsal bir bozukluk da neden olabilir.

 

Ne zaman yardım almalıyım?

 

2 haftadan az olan uyku sorunları ruh sağlığı çalışanları açısından sorun olarak ele alınmaz. Bu yüzden 2 gün, 5 gün ya da bir hafta sorun yaşadığınızda hemen endişelenmeyin. En az 2 hafta boyunca uykuyla ilgili sorun yaşıyorsanız ve günlük rutinlerini sürdürmede zorlanıyorsanız sorun olarak ele alınır. Bu durumda en yakın nörolog/nöropsikoloğa müracaat etmeniz gerekmektedir. Konu ile ilgili danışmak için odek@yildiz.edu.tr adresinden bize ulaşabilirsiniz.

 

Başa çıkmak için ne yapmalıyım?

 

  • Öncelikle uyku sorununuzu tanımlayın. ‘Uykuya dalamıyorum. Gece uyanıyorum.’ gibi. Sorununuza ilişkin olası nedenler ne olabilir? Liste çıkarın. Somut olarak nedeni görmek bazen çözüm için yeterli olabiliyor.
  • Belli bir saatten sonra yemek yemek uyku sorunlarına neden olabilmektedir. Bu yüzden belli bir saatten sonra yemeyi bırakmalısınız. Yatağa aç da girmeyin, yatma vaktine yakın açlık hissediyorsanız hafif atıştırmalıklar tüketebilirsiniz.
  • Günlük kafein tüketiminiz fazla olduğunda uyku sorunları yaşayabilirsiniz. Kafein tüketim miktarını azaltmalısınız.
  • Düzenli egzersiz uyku sorununuzu çözmede yardımcı olabilir. Egzersizi uyku saatinizden 5-6 saat önce yapmalısınız.
  • Nefes ve gevşeme egzersizleri yapabilirsiniz. Kolay bir uygulama örneğini Türkiye Psikiyatri Derneği internet sitesinde paylaşmıştır. (https://www.psikiyatri.org.tr/uploadFiles/2132020115258-gevsemebrosur.pdf)
  • Gün içerisinde uyumamalısınız (Şekerleme de yapmayınız).
  • Yatak odanızı sessiz, karanlık ve hafif soğuk duruma getirmeniz size yardımcı olacaktır.
  • Her birey kendine özgüdür; uykusu da kendine özgüdür. O yüzden herkes 8 saat uyumalı gibi bir yaklaşım doğru değildir. Sizi dinlendiren ve günlük planlarınıza uygun uyku sizin için doğrudur.
  • Uyku hijyeni uygulayabilirsiniz. Böylece uyku rutini oluşturarak kaliteli bir uykunuz olabilir.

 

Uyku hijyenini nasıl uygulayabilirim?

  1. Uykulu hissetmeden yatağa gitmeyin. Yatma vaktinde uykulu hissetmiyorsanız, başka bir şey yapın (Kitap okuma, hafif bir müzik dinleme). Rahatlatıcı bir şeyler bulun ancak uyarıcı etkisi olmamalı. Aklınızdan uyku ile ilgili endişelenme fikrini atın. Bu sizin vücudunuzun rahatlamasını sağlayacak ve düşüncelerinizi dağıtacaktır.
  2. Eğer 15 dakika sonra halen uykuya dalamadıysanız, yataktan çıkın.
    Sizin rahatlamanızı sağlayacak başka bir şeyler bulun. Eğer mümkünse, başka bir odaya geçin. Yatak odanız uyumak için gittiğiniz yer olmalı. Canınız sıkıldığında gittiğiniz bir yer olmamalı. Tekrar uykulu hissettiğinizde, yatağa geri dönün.
  3. Her gece yatağa gitmeden önce sizin uykuya koşullanmanızı sağlayacak rutinler oluşturun Ilık banyo, diş fırçalama veya birkaç dakika okuma olabilir. Her gün aynı sırada yapmalısınız. Örneğin; pijama giyme, diş fırçalama, su içme ve yatağa girme gibi.
  4. Uykuya gitme ve kalkma saatleriniz her gün aynı olmalı. Örneğin 23:00-23:30 yatağa gitme saati; sabah 08:00 uyanma saati gibi. Bunu her gün ne olursa olsun aynı şekilde uygulayın. Böylece gününüzün de planlı olmasına destek olacaktır.
  5. Düzenli olarak tüm gece uykusuna sahip olmaya çalışın. Gece uykunuzu bölmeyin.
  6. Yatağınızı uyku dışında başka amaç için kullanmayın. Yatakta yemek yemek, ders çalışma, televizyon izlemek gibi faaliyetleri yapmamalısınız. Şayet yurt gibi bir ortamdaysanız ve zorunlu olarak kullanıyorsanız; yatağınızın üzerini bir örtü ile örtün ve örtünün altına sadece uykunuz geldiğinde girin. Onun dışında örtünün üzerinde olun.
  7. Kaygı ve strese yol açan nedenlerle gün içinde ilgilenin; bunları bir aile üyesi veya arkadaşınızla paylaşın. Paylaşamıyorsanız duygularınızı bir Günlüğe yazarak ifade edebilirsiniz.

İlk günler uyku hijyenini yapmakta zorlanabilirsiniz. Pes etmeyin. Sabırla devam edin. Kendi uyku hijyen programınızı bizimle paylaşabilir ve soru sorabilirsiniz.                               İletişim için Web: odek@yildiz.edu.tr  İnstagram: @ytuogrencidekanligi

Sağlıklı günlere,

     

         Yıldız Teknik Üniversitesi

Öğrenci Dekanlığı

 

Bugünlerde sıradan olmayan günler yaşıyoruz ve hayat bizler için birkaç ay önceden planlamadığımız şekilde gerçekleşiyor. Karantina süreci sebebiyle sosyalleşme alanlarımız son derece kısıtlanmış durumda. Dolayısıyla sosyal destek almak adına daha fazla çaba harcıyoruz. Özellikle de aynı evi paylaştığımız ailelerimizle bu süreçleri yoğun yaşamaktayız. Pandemi dolayısıyla yaşadığımız bu krizli süreçler aile içi ilişkilerimize yeni bir düzeni beraberinde getirmiş durumda.

Kabul etmek gerekir ki bir değişim süreci içerisindeyiz. Etkileri hemen algılanmasa bile, değişim insan hayatını her yönüyle kuşatan doğal bir süreçtir. Her şey değişirken bireyler ve toplumlar arası ilişkiler de değişmektedir. Aile kurumu da yaşanan bu değişim sürecinden hem etkilenmekte hem de bu süreci etkilemektedir. Aile ilişkilerinde iyileşmeyi sağlayacak olan kavram, değişim ve buna yönelik uyumdur. Elbette ki bu etkileşimler kültüre göre farklılaşmaktadır. Evlerimizde geçirdiğimiz bu günlerde yoğun etkileşimde bulunduğumuz ailelerimizde zaman zaman çatışmaların oluşması kaçınılmazdır. Yani aile içi ilişkiler her zaman istenilen biçimde sürmemektedir. Sağlıklı aile, problemlerin yaşanmadığı bir aile değildir. Yaşanan problemlerin çözümlerini bulan ve uygun yöntemlerle çözen ailedir. Aile içi çatışmaları yönetmesini becerenler bir sistem olarak ailenin fonksiyonlarının artmasına katkıda bulunmuş olurlar. Ailede yaşanan tüm bu konuların ele alınması, yorumlanması çok önemlidir. Birlikte yaşamadan kaynaklı kimi anlaşmazlıkların ortaya çıkmasının normal olduğu kabulünden hareket edilirse, aile içi çatışmalarda esas problemin meydana gelen çatışmalara karşı ailenin tavır alış biçiminden kaynakladığı görülmektedir. Yani aileler yaşanan çatışmalara hangi biçimde yaklaşmakta ve problemleri nasıl çözmektedirler?

Aile içinde bireylerin gerek aile içi ilişkileri ilgilendiren konularda gerekse bireylerin kendi yaşadıkları sorunlara ilişkin konuları konuşmamaları, sorunları paylaşmamaları bireyleri birbirinden uzaklaştırır. Zor zamanlarda sorunların paylaşılmaması ilişkilerin sevgi ve paylaşıma dayalı olmaktansa aynı mekânı zorunlu paylaşmaya doğru birlikteliği olumsuz yönde etkileyecek bir mecraya sürükler. O halde ailenin sağlıklı ve güçlü olması üyeler arasındaki ilişkinin gücüne bağlıdır. İlişkilerin sağlıklı ve güçlü olması için de etkin iletişim gereklidir. Bu kapsamda beden dili ve göz teması, üslup, ilgili ve etkin dinleme iletişimin önemli unsurlarıdır. Doğru iletişim için ne söylenmek istendiği çok iyi bilinmeli ve doğru kelimeler seçilip kullanılmalıdır. 

Aile içinde kurulması gereken iki yönlü iletişimin önkoşulu; iletişim için zaman ayrılmasıdır. Televizyon seyrederken, gazete okurken ya da yemek hazırlarken kurulan iletişime kıyasla aile üyelerinin karşılıklı oturarak, birbirlerini dinleyerek kurdukları iletişim daha sağlıklıdır. Aile içi sürekli yakın ilişkiler, bazen aşırı oranda teklifsiz ve özensiz olabilir. Örneğin: “Şu kapıyı kapatmanı kaç kere söyleyeceğim?” ifadesi ile “Çıkarken kapıyı kapatır mısın lütfen?” ifadesi arasında, karşıdaki kişinin öz saygısını etkilemesi açısından büyük fark vardır. Birinci ifade tarzı, yöneldiği kişi tarafından, çoğunlukla öz saygısına bir saldırı olarak algılanır. Bu nedenle, iletişimde daha özenli olmak gerekir.

Bu süreçte bizler için kolaylaştırıcı olacak bir başka unsur da duygularımızı ifade etmemizdir. Aile içi ilişkilerde zaman zaman yoğun duygular yaşanır: Kızgınlık, sevgi, düş kırıklığı, umutsuzluk, kıskançlık, sevinç vb. Önemli olan bu duyguları zamanında ve yerinde ifade etmektir. Her tür duygu uygun davranışlarla ifade edilmelidir. Birçok insan duygularını gereği gibi ifade edemez ve bu nedenle de kendini engellenmiş hisseder. Engellenme, başkaları tarafından kabul edilebilir tarzda çözümlenmezse, hırçınlığa, öç almaya, saldırganlığa yol açabilir. Bu nedenle, aile üyelerinin sevgi, kızgınlık ve düş kırıklığı gibi duygularını birbirlerine iletmeleri önemlidir. Bu iletim açık ve doğrudan olmalıdır. Sağlıksız iletişim, aile üyeleri arasındaki sözlü iletişimin kapalılığı, kişilerin söylemek istediklerini dolaylı yollardan ifade etmelerinden meydana gelir. Aile üyelerinin iletişimde ben dilini kullanmaları bu süreci desteklemektedir.

Ben Dili karşı tarafın kişiliğinin ve kendisinin suçlanmadan, eleştirilmeden, yaptığı davranışın yanlışlığının nedenleriyle, karşı tarafı somut olarak nasıl etkilediği ve ne tür duygular uyandırdığını açıklayan bir iletişim dilidir. Burada alıcıya ileteceğimiz mesajda; kabul edilmeyen davranışın tanımlanması (“Mutfağı dağınık bırakınca…..”, “Müziğin sesini çok fazla açınca….”, “Oyun oynarken kardeşini itince….” vb.), kabul edilmeyen davranışın gerçek ve somut etkisi (“Yoruluyorum.”, “Başım ağrıyor.”, “Kapının çalındığını duyamıyorum.”, “Ben toplamak zorunda kalıyorum.”, “Okuduğumu anlayamıyorum.”) ve kabul edilmeyen davranışın yaşattığı duygu (“Öfkeleniyorum.”, “Sinirleniyorum.”, “Aşağılanmış hissediyorum.”, “Korkuyorum.”, “Kızıyorum.” vb.) olmak üzere üç unsur bulunmaktadır. Tek bir örnek verilecek olursa: “Müziğin sesini çok fazla açınca elimdeki işe yoğunlaşamıyorum ve bu durum beni strese sokuyor. İşimi yapamadığım için de üzülüyorum.” Bu şekilde kabul edilmeyen davranışın belirtilmesi ve bu davranışın kişi üzerindeki olumsuz etkisinin ve kişinin bundan dolayı ne hissettiğinin açık cümleler halinde ifade edilmesi doğru dil olan ben dili’nin kullanılmış olmasını sağlar. Böylece empatik iletişimin de önü açılmış olur. Ben dili kullanmadığımızda suçlayıcı, eleştirici ve yargılayıcı dil olan Sen Dili kullanılır ki bu da iletişimi olumsuz etkiler (Örn: Sen çok dağınık bir çocuksun gibi).

Son olarak içinde bulunduğumuz sürecin pek çok açıdan kriz dönemi olduğunun farkına varmamız sorunları çözümleyebilmek açısından son derece önemlidir. Bilmeliyiz ki kriz dönemlerinde bireylerin vereceği tepkiler farklılaşabilmektedir. Aile içinde birbirinizde daha önce hiç görmediğiniz stres tepkileri gözlemleyebilirsiniz. Aşırı kaygılı ya da umursamaz olmak, durup dururken bağırmak ya da gülmek, donuk davranmak ya da çok tepkisel davranmak gibi... Bu durumlardan korunmak için yukarıda bahsettiğimiz iletişim unsularını kendinize hatırlatmanız yararlı olacaktır. Ayrıca öfkeli iken mümkün mertebe iletişim kurmayın. Doğru ve etkili bir iletişim, uyanık ve bilinçli bir halde iken gerçekleşendir. Kızgınlık ve öfke düşünme etkinliğini zayıflattığı için öfkeli anlarda iletişim kurulmamalıdır. Bu yoğun etkileşim sürecinde evde kendinize ait zamanlar oluşturun ancak kendinizi tamamen izole etmeyin. Günün belli bazı zamanlarında da ailenizle vakit geçirmeyi ihmal etmeyin. Ayrıca size iyi gelen insanları arayın ve iletişiminizi sürdürün.

Evde kaldığımız bu günlerde anlayabildiğimiz, anlatabildiğimiz ve dolayısıyla anlaşabildiğimiz sağlıklı ilişkiler geliştirebilmek ümidiyle.

İletişim: odek@yildiz.edu.tr

*Karantina ve izolasyon süreci devam ederken Dekanlığımız evinde online görüşme imkanı olmayan öğrencilerimiz için e-posta ile psikolojik destek hizmetine başlamıştır. Gizlilik ve mahremiyet Dekanlığımızın her zaman en çok önem verdiği konulardan biri olmuştur ve olacaktır.

Yıldız Teknik Üniversitesi

Öğrenci Dekanlığı

 

YILDIZ TEKNİK ÜNİVERSİTESİ

ÖĞRENCİ DEKANLIĞI

Psikolojik Danışma Birimi

 

 

NORMALLEŞME ve PSİKOLOJİK UYUM

 

Covid-19 Salgınının ortaya çıkmasıyla birlikte yaşam biçimleri değişti. Bazı kişiler yeni yaşam biçimlerine daha kolay bir şekilde uyum sağlarken, bazıları ise bu salgın sürecine uyum sağlamakta zorlandı. Peki salgın bittikten sonra, yaşam normale dönmeye başladığında, bizler bu normalleşme sürecini psikolojik olarak nasıl yaşayacağız? Pandemi döneminde oluşan yeni yaşam biçimine kolay uyum sağlayanlar, normalleşme sürecine de kolayca uyum sağlayabilecekler mi? Pandemi sürecinde uyum sorunu yaşayanlar ve psikolojik olarak daha fazla etkilenenler; normalleşmede de uyum sorunu ya da psikolojik sorun yaşayabilirler mi?

 

Uyum bozukluğu ruhsal bir bozukluk olarak kabul edilmektedir. Bu bozukluk sonucu sosyal, iş, okul, ilişki ve yaşamın diğer alanlarında belirgin bozulmalar meydana gelebilmektedir. Psikolojik uyum hakkında bilgilenmek ve sürece hazırlanmak uyum sorunları için oldukça önleyicidir.

 

Psikolojik uyum sürecinin herkes için ortak yaşanan yönü, fizyolojik mekanizmasıdır: Alışkın olmadığımız bir durum/problem karşısında insan vücudu, normalden fazla kortizol ve adrenalin salgılayarak alarma geçmektedir. Bu alarm ile kalp atış hızı ve kan basıncında artış, göz bebeklerinin büyümesi gibi fizyolojik belirtiler oluşur. Vücut hormonların ve fizyolojik belirtilerin dengelenmesine odaklanır. Vücut dengeleme sürecinde başarılı olursa normale döner ve bu doğal bir süreçtir; ancak sorun devam eder ve hormon salınımı artarsa dengeleme olmayacaktır. Bir süre sonra kişi kendini yorgun hissedecek ve kaygı, depresyon veya diğer zihinsel veya fiziksel sağlık sorunları meydana gelecektir. Tüm bunlar bir insanın yeni yaşantıları deneyimlerken geçirdiği doğal süreçleridir. Dengelemeyi yapamayan biri; örneğin bir üniversite öğrencisi uyum sürecini sağlıklı atlatamadığında dönemi uzayabilir ya da hazırlık okuyan bir öğrenci bölüme geçtiğinde uyum sorunu sonucunda çeşitli psikolojik sorunlar yaşayabilir. İçinde bulunduğumuz pandemi döneminde benzer durumları kendinizde gözlemliyorsanız destek için odek@yildiz.edu.tr adresinden yardım isteyiniz.

 

Aslında uyum, tarihten bu yana karşılaştığımız problemlerin çözümüne katkı sağlayarak hayatta kalma ve işlevsel davranışların devamı için insanoğlunun sahip olduğu olağanüstü özelliklerinden biridir. Psikolojik uyum, kişinin çoğu zaman belirli bir davranış ya da düşünce modeli eğilimidir. Belli bir düşünce ve davranış modeli içinde olmak yaşamı kolaylaştırır. Örneğin yalan söyleyen insanların güvenilmez olduğunu düşünmek; yalan söyleyen insanların olası yalanları sonucu oluşturduğu sorunlara karşı kişiyi korur. Böyle düşünen kişiler çoğunlukla aynı çevre etrafında toplanma ve daha fazla zaman geçirme eğiliminde olacaktır. Belli eğilimde düşünen bireyler belli bir grubu oluşturarak ve grubun yazılı-yazısız kurallarına uyarak bu grup içinde var olmaya devam ederler. Tüm bunlar uyum sağlama ile ilgili süreçlerdir. Bu anlamda bireyler pandemi ve değişikliklere karşı geliştirdikleri düşünce modeline göre pandemi sonrasına uyum sürecini yaşayacaktır. Öksürmek kişinin düşünce modelinde tehdit oluşturuyor ise kişi otomatik olarak öksüren kişiden uzaklaşarak kendini koruyacaktır. Bu canlının yaşamını korumak için geliştirdiği işlevsel uyumdur. Ancak ‘‘Yaşamım hiçbir zaman eskisi gibi olmayacak, hep kısıtlı olacak’’ ya da ‘‘Dünya yaşanılmaz bir yer oldu’’ gibi düşünce modellerine sahip biri için uyum süreci sancılı geçebilir.

 

 

Psikolojik adaptasyondan dolayı çevredeki bütün girdileri/uyarıcıları almayabiliriz. Çünkü birey, sadece yaşamını devam ettirmek için önemli olan girdi ve uyarıları almaya devam eder. Bu nedenle bu salgın sürecinde pandemi ile ilgili konulara eğilimli olmak normal bir durumdur. Toplum içerisinde pandemi önlemlerine uymayan biri olası uyum sorunu yaşıyor olabilir. Önlemlere uyan ve uymayan kişilere odaklanmış birinin çevresindeki bu yöndeki uyarıcılara dikkat kesmesi olağandır. Probleme karşı harekete geçememek bir uyum bozukluğuyken, problemin çözümüne yönelik verilen tepkiler ise adaptasyondur. Vermiş olduğunuz olası tepkiler her zaman olumlu sonuçlarla karşılaşmamıza sebep de olmayabilir. Geliştirmiş olduğumuz çok sayıda psikolojik mekanizmalar vardır; bireyler ne kadar çok psikolojik mekanizma geliştirirse o kadar alternatif düşünce üretirler ve bu alternatif düşünceler arasında bireylere seçme şansı doğar. Bu noktada normalleşme sürecini sağlıklı bir şekilde geçirmek için içinde bulunulan grubun normları dahilinde algılarımızı açık tutmak mantıklı görünen seçeneklerden biridir. Ülkemizin normalleşme politikasına göre normalleşme sürecini yaşamak yaşamımızı kolaylaştıracaktır.

 

Ülkemizde dört aşamalı bir normalleşme süreci yaşanmaktadır. Bunu psikolojik uyuma uyarladığımızda ‘dört aşamalı psikolojik uyum’ önerilebilir:

İlk aşama (Hazırlık); hazırlık aşamasında pandemi dönemin biteceği ve bizlerin normal yaşamımıza geçeceğimizi kendimize hatırlattığımız aşamadır. Bu aşamada normal yaşama geçerken zorlanmamak için kazanmış olduğunuz yeni alışkanlıklarımızla birlikte, yaşamın diğer alanlarına getirdiği yeniliklerin hayatınızı etkileyecek olduğunu unutmamalıdır. Ayrıca fiziksel kondisyon, beslenme düzeni ve uyku düzeninin normal yaşam düzenine uygun formata getirmemiz gereken dönemdir.

İkinci aşama (Önlem odaklı); önlemlerin hala devam ettiği ancak bizlerin evden dışarıya çıkabildiğimiz, hayatımızı normal şekilde ancak önlemlerin sürekli göz önünde bulundurulduğu aşamadır. Bu aşamada korku, öfke, kaygı ve stres duyulabilir. Normal hayatın içinde olsak da ilişkiler pandemi öncesi dönem gibi olmayabilir. Öksüren birini görünce kolayca kaygılanabileceğimiz tedbir aşaması. Önlemler ve tehlikeli algıladığımız durumlara karşı tedbirler hala önemlidir.

Üçüncü aşama (Hijyen odaklı); bu aşamada yasakların çoğu kalkacağı ve hijyenin önemini sürdürüyor olacağı için; ruhsal olarak da tehlike algısının azalmış olması beklenebilir. Kişilerin belirsizlik algısı yerine planları gündeme gelebilir.

Dördüncü aşama (Tam normalleşme); yaşamın tamamen normale döndüğü aşamadadır.

Bu aşamalarda uyum sorunu yaşayan biri için sorunu çözmek için şunlar önerilebilir;

1. İlk etapta karmaşık olanı değil daha anlaşılabilir ve sakin olan ortam, faaliyet, görev, amaç vs. tercih etmelidir. Aşamalı olarak hedefe gidilmelidir.

2. Kişi, duygularını ifade etmek için çabalamalıdır.

3. Problemi ve istediğini net olarak tanımlamalıdır.

            - Problem nedir?

            - Problemden ne ya da kim sorumlu?

            - Seçenekler nelerdir?

            - Her bir seçeneğin artı ve eksi yönleri nelerdir?

4. Zaman yönetimini iyi planlamalıdır.

5. Sosyal yaşamdan uzaklaşmamalı, eğlenceli aktivite ve hobilere yönelmelidir.

6. Nefes ve gevşeme egzersizleri yapmalıdır.

Uyum sürecini sağlıklı bir şekilde geçirmeniz için birimimizle irtibata geçebilirsiniz. Soru sormak ya da çevrimiçi psikolojik destek için odek@yildiz.edu.tr adresinden bize ulaşabilirsiniz.

Sağlıcakla kalınız.

 

 Yıldız Teknik Üniversitesi Öğrenci Dekanlığı